Kaybolan Bağlar – Depresyonun Gerçek Nedenleri ve Beklenmedik Çözümler – Johann Hari

Kaybolan Bağlar

Kaybolan Bağlar Türkçe olarak 2019 yılında Metis Yayınevi tarafından basıldı. Johan Hari kitapta kendi deneyimleri ve toplumsal olaylar üzerinden depresyonu inceliyor. Kitabın basıldığı yıl, depresyona ömrünün bir kısmını adamış biri olarak kitabın kapağındaki “Depresyonun gerçek nedenleri ve beklenmedik çözümler” alt başlığını görünce hemen kitabı sipariş etmiştim.

Yazar önsözde başına gelen bir olayı anlatarak başlıyor kitaba. Bir elma yemesinin üzerine bulantı ile ishal şikayetiyle karşılaşıyor yazar ve gittiği doktor bulantı ile ishali kesmek için herhangi bir müdahalede bulunmuyor. Doktor yazarın bulantıya ihtiyacı olduğunu ve sorunun ne olduğunu bulantının belli edeceğini söylüyor. Kitabın depresyon konusunda da anlatmak istediği tamamen bu aslında. Bir semptomla karşı karşıya kalındığında bu semptomu nasıl yok etmeliyiz paniği hakim olsa da semptomu yok etmenin yolu aslında altında yatan nedeni bulmakta.

Depresyona ucundan kıyısından giriş yapmış her insan gibi yazar da depresyonda olduğu zamanlarda kendinde bir sorun olduğunu düşünmüş ve bu sorunun beyindeki kimyasallardan kaynaklı olduğuna ikna olup; antidepresanlara merhaba demiş. Bize ise kitapta antidepresanlar hakkında yapılan araştırmalardan, plasebo etkisinden bahsediyor ve depresyonun aslında bir yas süreci olduğunu söylüyor. Depresyonun olması gerektiği gibi gitmeyen hayatlarımız için bir yas tutma süreci olduğunu ve bunun için hayatımızın içinde kimyasal olmayan “gerçek” antidepresanlar olduğunu kitap boyunca anlatıyor.

Olması gerektiği gibi olmayan bir hayat; tekdüze, faydasız hissettiğin bir işe her gün gitmek zorunda olmak da olabilir, maddi kaygı içerisinde hayat sürmek de olabilir veya çevrenizde bağ kurduğunuz kimsenin olmaması da olabilir bu örnekler kitapta epeyce çeşitleniyor. Kısacası depresyonun altındaki psikolojik nedenler ile birlikte toplumsal nedenler de incelenmiş diyebiliriz.

Kitabın bir bölümünde Berlin’de sosyal konut kiralarının artışı üzerine kapısına yolun sonuna geldiğini artık dayanamadığını yazan Nuriye Cengiz isimli bir Türk’ten bahsediyor, o dönem bu olay beklenmedik bir şekilde büyük bir eyleme dönüşüyor ve sonunda kazanım elde ediliyor. Bu yaşanan olayı okurken garip bir şekilde iyi hissettiğimi fark etmiştim tıpkı 2013’te Gezi’de olduğu gibi. Gezi döneminde beni heyecanlandıran ve mutlu hissettiren şey derdimin ortak olduğu binlerce insanla bir arada olmaktı, sosyal konut kira artışlarıyla ilgili yapılan eylemler sonucunda orda bulunan birçok kişi de aynı duyguyu hissetmiş. Kitap bunu şöyle özetliyor:

“Modern toplumda insanın morali bozuk olduğunda bunun ona özgü olduğu hissettiriliyor. Bir tek sen böylesin. Çünkü başarılı olamadın- çok daha fazla para kazanacağın bir işe giremedin. Kabahat sende. Kötü bir babasın! Ama sonra sokağa çıkınca birçok insan birdenbire şunu fark etti: Hey, ben de aynıyım! Bir tek ben böyleyim sanıyordum”

Yazar antidepresanlarla geçen yıllarının sonunda artık dibe çöktüğünü hissettiği vakit kendisi için değil başkaları için bir şeyler yapmaya başladığını anlatıyor yani gerçek antidepresan önerilerinden bir tanesi bu. Ben ise artık depresif hissettiğimde bunu beynimin bana “hayatını değiştir” deme şekli olduğunu düşünüyorum. Paniğe kapılmadan neyi, nereyi değiştirmem gerektiğini tartmaya çalışıyorum.

Kitap aslında depresyona çözüm sunarken şunu yapın gibi bir dikte ile karşımıza gelmiyor bunun yerine depresyonumuzdan korkmaksızın cevapların kendimizde olduğu konusunda yüreklendiriyor diyebiliriz.

Depresyonun yaygın olduğu bu karantina günlerinde okumanın iyi hissettirebileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum ve iyi okumalar diliyorum.

Comments (1)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşivler

Press ESC to close