Lüksemburg Gezi Rehberi

Birazdan anlatacağım Lüksemburg seyahatime aslında yıllar önce gittim. Avrupa’da bir çok ülke gezme fırsatı bulmama rağmen Lüksemburg’un aklımda yer etmesi ve kendini hala hatırlatıyor olması, bu ülkeyi anlatmak istememin sebebidir. Merak etmeyin sizi güncel bilgiler ile de oldukça güncellemeye çalışacağım.

Eğer ki not alma huyunuz yoksa her şey gibi seyahatler de bir süre sonra fotoğraflardan ve anımsattıklarından kalan his oluyor sadece aklınızda. Bir şehrin sizde yaratacağı hisler bu yüzden oldukça önemli.

Bazı insanlar gezerken aynı zamanda yaşayabilecekleri yerleri de ararlar, orası ile ilgili hayaller kurar ya da farklı yerler tanımaya devam ederler. Eğer denize kıyısı olan yerlerde büyüdüyseniz ya da daha dinamik şehirlerde yaşamaya alıştıysanız uzun süreli bir yaşam için size uygun bir yer olmayabilir Lüksemburg. Doğayı, sakinliği, kaossuz, belki biraz daha az eğlenceli ama kesinlikle huzurlu bir yaşamı tercih etmek isterim derseniz buraya taşınmayı bile düşünebilirsiniz!

Öncelikle, Lüksemburg aslında seyahat hayallerinin başını çeken bir ülke değildir. Hatta ülke olduğunu bile bilmeyenler olabiliyor çünkü kendisi Avrupa’nın ortasında kendisine minicik bir yer edinmiş, yüz ölçümü 2586 km2 olan bir ülke, ülkenin ismiyle başkenti aynı.

Bu küçük ülkenin en büyük şehri ise başkenti; Lüksemburg.

Lüksemburg’a gitmeyi Almanya’da yaşamasaydım planlarıma koyar mıydım bilmem fakat bence siz planlarınıza eklemeyi unutmayın. Almanya, Fransa ve Belçika’ya komşu olan bu minik Avrupa ülkesi gelir kaynağı ve yeşilliğiyle birçok büyük diyebileceğimiz ülkeye kafa tutabilecek kadar gelişmiş aslında. Sigorta şirketlerinin merkezi, tahıl, patates, üzüm üreticisi ve demir-çelik üretimiyle oldukça geniş bir ticaret ağı kurmuş ve kişi başına düşen milli gelir de bu yüzden oldukça yüksek. Ülkede 3 farklı dil konuşuluyor. Bunu Lüksemburg sokaklarında gezerken, tabelaları okurken ya da alışveriş yaparken rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Lüksemburgca, Fransızca ve Almanca resmi dilleri, iş böyle olunca ülke vatandaşlarını biraz kıskanabiliyorsunuz. 

Lüksemburg
Lüksemburg

Lüksemburg’a Ulaşım

Lüksemburg’a birçok farklı yoldan ulaşabilirsiniz, Türkiye’den direkt uçuşlu havayolu ulaşımı ile, ya da benim gibi çevre ülkeleri gezerken, Almanya’nın yakın noktalarında seyahatiniz var ise, Almanya Frankfurt Hahn havalimanından, Brüksel’de yaşıyor veya seyahat ediyorsanız, Brüksel’den trenle seyahat edebilirsiniz.

Tren veya otobüsle yolculuk yapmak aslında uçak seyahatinden daha keyifli olabiliyor, çevreyi keşfetme şansınız, gideceğiniz yerlerin sokaklarını tanıma ve yol manzarılarına şahit olma fırsatınız da oluyor.

Benim seyahatim Almanya’nın Worms şehrinden ilk trene yetişemeyerek başladı, ikinci trene nihayet atladıktan sonra yolculuğun keyifleri anları başladı. Trier’de trenden indikten sonra bir arkadaşımızı daha oradan alıp otobüse atladık ve Lüksemburg’un yolunu tuttuk. Almanya’nın Trier şehrinden Lüksemburg’a tren ya da otobüs yolculuğu mesafesi yaklaşık 1 saat.

Lüksemburg’da Gezilecek Yerler

Lüksemburg Anayasa Meydanı

Lüksemburg’ta gitmekten en çok zevk aldığım yer; Lüksemburg’un Grund bölgesi!  Lüksemburg’un düzenli, tertemiz sokaklarına hoşgeldiniz. Lüksemburg Anayasa Meydanı şehrin tam ortasında bulunmakta ve oldukça popüler bir yeri. Beck Kalesi üzerine inşa edilmiş olan bu meydan içerisinde Adolphe Köprüsü’nün eşsiz manzarasını seyredebiliyorsunuz. Bu meydanı haftanın her günü, her saat ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.

Adolphe Köprüsü

Öncelikle şehrin göbeğinde sizi karşılayan Adolphe Köprüsüyle karşılaşıyorsunuz. Buradan bol bol fotoğraf çekmeden ayrılamazsınız çünkü şehrin ortasında, köprünün altında yeşillik şöleni mevcut. Köprü 1900lü yıllarda yapılmış ve Lüksemburg’un bağımsızlığını temsil ediyor. Öncelikle söylemeliyim ki şehrin beni en çok etkileyen kısmı kesinlikle doğasının bozulmaması oldu. Şehrin havası tertemiz, belki de şehrin ortasındaki bu vadisi ve parklarındandır! Üşenmediğiniz takdirde oldukça fazla basamaklı merdivenlerden inip yeşilliğin tadına köprünün altında da devam edebilirsiniz. İnsanların dinlenebileceği güzel bir alan.

Biz burada daha çok fotoğraf çekilmekle vakit harcadık, Lüksemburg günler harcayacağınız kadar büyük olmadığı için konaklamayı tercih etmedik. Bu yüzden de zamanı daha tasarruflu harcamaya çalışıyorduk.

Yolda çoğalarak devam ettiğimiz için 4 kişi başladığımız seyahatimize 6 kişi olarak devam ediyorduk. Toplu fotoğraflar, bir de beni tek çek’li fotoğrafları bitirdikten sonra şehirde dolanmaya devam ettik. Avrupa’nın kemikleşmiş bisiklet kültürü burada da devam ediyor. Trafik sakin ve herkes birbirine uyumlu.

Buranın en sevdiğim yanı modern yapılarıyla Ortaçağ’dan kalma görüntüsünün bir arada olması.

Petrus Vadisi

Petrus Vadisi, Avrupa’nın en romantik noktalarından biri olarak biliniyor. Doğal bir oluşuma sahip olan vadinin içerisinde, Alzette Nehri’nin kıyısında inşa edilmiş  Neumünster Abbey manastırı bulunuyor.  Manastır, 1500lü yıllarda yapılmış, şu anda sanat etkinlikleri için kullanılıyor. Vadinin yeşilliği, doğa harikası görünümü gerçekten harika! Bol bol yürüyüş yapılacak güzel yolları, nehir kıyısında bankları bulunuyor. İnanılmaz bir görüntüye sahip gerçekten, en etkilendiğim noktası burası olmuştu. 

Bu bölgede St.John kilisesi ve diğer kaleler yer alıyor. Bana burası Harry Potter ve arkadaşlarının uçmayı öğrendikleri ve günlük aktivitilerini gerçekleştirdikleri kaleyi anımsattı. Bol bol hayal dünyasına düşmeniz mümkün.

Notre Dame Katedrali

Mimariye ilginiz varsa ya da gittiğiniz yerlerin kiliselerini de gezmekten hoşlanıyorsunuz Notre-Dame Katedrali‘ni de görmeden gitmemelisiniz. Paris’in Notre-Dame’ı kadar şatafatlı olmasa da gotik mimarisi ve içerisindeki ambiyansı gerçekten güzel! Notre Dame Katedrali aynı zamanda Lüksemburg’taki tek katedral olma özelliğini de taşıyor. 

Lüksemburg Belediye Binası (Büyük Dük Sarayı)

Büyük Dük Sarayı, diğer görmek isteyeceğiniz yerlerden. Ben dışarıdan bol bol fotoğraf çekmekle yetindim ama belirli günlerde içerisini gezebiliyorsunuz. 1500lü yıllarda yapılan bu binanın hala kullanılması çok hoş. Belediye olarak kurulmuş ama şu an hükümet tarafından kullanılıyor, insan böyle bir binada işlerini hallederken hiç sıkılmazdı herhalde.

Lüksemburg
Lüksemburg

Lüksemburg’u gezmeniz için bir çift ayak yeterli, bol bol yürüyüp bu sevimli şehri tanıyabilir, geçmiş yüzyıllarda inşa edilmiş restoranlarda yemek yiyebilir, bol oksijen ve güzel anıyla günü kapatabilirsiniz. Biz öyle yaptık, umarım sizin de yolunuz düşer.  🙂

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşivler

Press ESC to close