
İlk yazım için Clarissa Pinkola Estés’nin yazdığı Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı seçtim. 2016 yazında kitap elime pdf olarak geçtiğinde şöyle bir göz atayım demiştim ama tekrar tekrar okunacak bir başucu kitabı olduğunu anlayıp kitabın basılı versiyonunu da edindim.
Jungcu psikanalist, şair ve eski öykü derleyicisi olan yazar Clarissa Pinkola Estes, kitapta dünyanın çeşitli yerlerinden derlediği vahşi kadın arketipine dair mit ve öyküleri inceliyor.
Kitap çarpıcı ve merak uyandırıcı kısa bir önsöz ile başlıyor:
Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz. Bu özlemin kültürel olarak onaylanmış pek az panzehiri var. Bize bu tür bir arzudan utanç duymamız öğretildi. Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. Ama Vahşi Kadın’ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca pusuya yatmış bir halde hala varlığını sürdürmekte. Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı.
Ayrıntı yayınlarından çıkan 520 sayfalık bu kitap bir çırpıda bitirebileceğiniz bir kitap değil çünkü okurken yüzümüzü biraz kendimize dönmemizi gerektiriyor. Benim kendimle, ötekiyle ve doğayla yüzleşmemi, sezgilerimi dinlememi sağladığını söyleyebilirim.
Altını çizdiğim kısımlardan birkaç alıntı yapacağım fakat aslında kitabı anlatabilecek nitelikte değil çünkü yaptığım alıntılar da hikayeleri okuduktan sonra daha anlamlı.
Yeni bir şeyi tekrar ekmek ve büyütmek için en iyi topraktır dip. Bu anlamda dibe vurmak son derece acı verici olsa da aynı zamanda tohum ekmenin zeminidir.
Aileniz sizin bir yabancı olduğunuzu düşünüyor. Tüyleriniz var, pullarınız var. Sizin iyi vakit geçirme fikriniz orman, vahşi şeyler, içsel hayat, dışarıdaki ihtişam demek. Onların iyi vakit geçirme fikri havluları katlamaktan ibaret. Sizin için ailenizde durum böyleyse, o zaman siz bir yanlış zigot sendromu kurbanısınız. Aileniz zaman içinde yavaş hareket ediyor, siz rüzgar gibi atılıyorsunuz, onlar gürültücü ve siz sakinsiniz ya da onlar suskun ve siz şarkı söylüyorsunuz. Sadece bildiğiniz için biliyorsunuz, onlar kanıt ve 300 sayfalık tez istiyorlar.
Eve giden çıkışın tam yeri zamandan zamana değişir, bu nedenle farklılıklar olabilir; kitap pasajlarını yeniden okumak, bir koyun yanında birkaç dakika zaman geçirmek, yıldızlı bir gecede yere uzanmak, bir saat süreyle herhangi bir yöne doğru yürümek, müzik dinlerken tempo tutmak, güneşte saçları kurutmak, saksılara bitkiler dikmek, bebeği kucaklamak, bir cafede pencere kenarında oturup yazı yazmak..
Ben de bu kitap sayesinde eve/yuvaya dönmüş hissettim, bu yazıyı yazarken de aynı hisler içerisindeyim. Son olarak kitapta geçen “Havlamayı bilmeyenler sürülerini bulamazlar.” cümlesiyle sizi içinizdeki vahşi kadını serbest bırakmaya davet ediyorum.
Bonus1:
Halihazırda Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı okumuş olanlara öneri: Ursula K. Le Guin – Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, Carl Gustav Jung – Dört Arketip
Comments (1)
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar – Ursula K. Le Guin – OkuKesfetsays:
Aralık 27, 2017 at 10:53 pm[…] Kurtlarla Koşan Kadınlar | Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler […]