
Az önce guguk kuşları öttü. Guguk kuşları bana anneannemi hatırlatıyor. Guguk kuşlarının bundan haberi yok.
Ortaokul sona kadar okullar tatil olduğu gibi annem hepimizi toparlar manisa seyahat otobüsüyle bizi Manisa’ya götürürdü. Beni her seferinde otobüs tutar, kusmamak için kendimi zor tutardım. Genelde de kusardım. Bu benim için biraz utanç kaynağıydı ama elimden bir şey gelmiyordu. Nane şekerleri, kolonya ve annemin üzgün bakışlarıyla geçen bir yolculuk olurdu.
Manisa seyahatin kendine has bir kokusu vardı. Sigara dumanı kokusuyla, yıllarca pencereleri açılmamış bir oda kokusu karışık baskın bir koku olurdu.
Otogara indiğimizde mesir macunu alır, yarısını gidene kadar bitirir, yarısını da sonraya saklardım. Mesir macununu sevmemek için bir neden göremezdim, üstelik ambalajları rengarenkti.
Anneannemin evi gerçek anlamda öyle sıcak olurdu ki, henüz apartmana girdiğimiz gibi sıcağı hissetmeye başlardık.
Çocukluk enerjisiyle apartmanın merdivenlerini hızlıca koşar kapıya dayanırdık. Kapı biz yukarı çıkana kadar zaten açılmış olur, anneannemi hemen göreceğimizi bilirdik.

Anneannem bizi Adile Naşit filmlerinden fırlamış gibi “anasının kuzuları gelmiş” diye karşılardı. Anneannemin evinin kapısında hiç görmediğim dedemin ismi yazardı. Her gördüğümde de ‘keşke görseydim’ derdim. Çünkü bize hep “Sizi tanısa çok severdi” denirdi. Bizi birisinin daha seveceği fikri hoşuma giderdi. Anneannemin evi o kadar sıcaktı ki, biz don atlet oturur, dayım gelirse mutlaka pencereleri açardı.
Anneannemin salonunda iki bölüm vardı, birinde bembeyaz döşemeli koltuklar, birinde de üzerinde oturmaya hak kazandığımız ahşaptan çiçek desenli divanlar. Misafir geldiğinde beyaz koltuklara geçilir, çok da hareket edilmezdi.
Diğer koltuklar ve divanlar üzerinde tepinmemiz için tüm izinleri açılmıştı. Hakkını da veriyorduk.
Anneannemin mutfağının penceresi binanın havalandırma boşluğuna bakardı. Eğer başka bir dairede konuşmalar varsa, o mutfakta hepsini duyardın. Bir nevi haberleşme istasyonuydu.
Oturma odasında sol divanda yatmaya bayılırdım. Divanın tam karşısında kocamanlar camlar vardı, özellikle görüş alanımda olan camın perdesini kapatmadan yatardım.
Sabah beni guguk kuşları uyandırır, kapatmadığım perdeler sayesinde, Sipil Dağı’nın zirvesindeki karları izleyerek uyanırdım.
Okullar tatil, ev sıcak, anneannem tüm neşesiyle bizi karşılıyor, ben Sipil’i seyrediyorum. Daha mutlu olamazdım.
Guguk kuşları hatırlamaz ama ben guguk kuşlarını, anneannem de beni çok severdi.

Bir yanıt yazın