Kabil – José Saramago

   “Sevmek sahiplenmenin en güzel yoludur, sahiplenmek ise sevmenin en çirkin yolu
 Portekizli yazar Saramago, Nobel Edebiyat ödüllü bir yazar olmasına rağmen ülkemizde gereken
değeri ve ilgiyi görmemiş bir yazardır. Saramago’yu okudukça göze çarpan ilk özelliği, kullandığı yazı
dili ve bu dilin ironilerle harmanlanmış olmasıdır. Sadece romanları değil; aynı zamanda şiir ve öykü kitaplarında oluşturduğu çarpıcı kurgular ve biçemlerle de dikkati çeken bir isimdir aynı zamanda. Körlük, İsa’ya Göre İncil, Bütün İsimler gibi dikkat çekici romanları da olan Saramago’yu ölümünden önceki son eseri Kabil üzerinden inceleyeceğiz bu öneri yazısında… Neden mi Kabil? Anlatmaya başlayalım.
“İnsanların tarihi, tanrı’yla anlaşmazlıklarının tarihidir; o bizi anlamaz biz de onu anlamayız”
Kabil, aslında hepimizin hikayesini ve yolculuğunu anlatmayı üstlenmiş bir kitap. Yani Marx’ın dediği gibi; “Anlatılan senin de hikayen, hepimizin hikayesi.” Adem ile Havva’nın oğlu Habil’in katili, kardeş katili Kabil’le çıkılan bu yolculukta, insanlık tarihindeki çok önemli duraklara  uğruyoruz.
Ve bu duraklarda birçok şeyi de sorguluyoruz; kötülük neden var, insan türü evrendeki yerini ve varlığını hak ediyor mu, her şeye gücü yeten tanrı bu dünyanın daha iyi bir yer olmasını neden sağlamadı veya sağlayamadı?

Yani büyük büyük soruların olduğu bir kitap Kabil; ama kitabı okurken bu büyük sorularla/sorunlarla  akademik bir ukalalıkla karşılaşmıyorsunuz, aksine yalın, dolaysız, ironik bir dille ciddi meselelerin içine dalıyorsunuz. Bana kalırsa bu kitabı diğerlerinden farklı kılan yanı da bu.

Duraklar demiştik, önemli duraklar. Saramago Kabil’in yolculuğunda zaman ve mekan kavramlarını altüst ettiği için, İbrahim ile İshak’ın hikayesine de, Nuh’un gemisine de, Eyüb’ün sabrına da, Lilith’in gücüne de ve hatta Babil Kulesi’nin inşasına da tanık oluyoruz. Diğer bir deyişle kendi halini göremeyen günümüz modern insanı, insanlık panaromasını izliyor bu kitapta.
İnsanlık panaroması pek de iç açıcı değil bildiğiniz gibi; savaşlar, katliamlar, cinayetler, ihtiraslar, boyun eğmeler, adaletsizlikler ve suçların, nefretlerin tarihinden ibaret. Bu karamsarlığı, kötülüğü, dünyanın başından beri ne kadar bok bir yer olduğunu, nasıl eğlenceli ve ironik anlatılabileceğinin cevabı: Saramago’nun Kabil’i.

Kabil’in dikkat çeken diğer yanı ise Tevrat’a, İncil’e ve Kuran’a göndermeler yapmasıdır.  Ama yine bunu da ciddi bir dille ve göze soka soka yapmaz Saramago. Kabil’in yolculuğunda şahit olduğu olaylarla, dinlerin ortak hikayelerine de şahit oluruz sadece. Adem’in Düşüşü’yle başlayan bu ortak hikayeler bir kavmin yok oluşuna kadar çeşitli başlıklar altında sıralanabilir. Bazen bu hikayelere sadece tanık olmakla kalmayız aynı zamanda Kabil aracılığıyla tanrı da dahil diğer karakterlerle  diyalog da kurarız. Kabil’in bu yolculuğu bize kendimizi sorgulamayı, en önemlisi de başkalarından önce kendimizi sorgulamamızı salık veriyor ama asla dikte etmeden, incelikle, belli belirsiz…

Kabil bu yolculukta bir gezgin miydi yoksa bir sürgün mü? Mutlu mu olacaktı, nasıl bir son O’nu bekliyordu? Bana kalırsa bunların cevabını tamamen öğrenmemiz mümkün değil; kendi yolculuğumuz için de böyle değil mi zaten? Kabil için bildiğimiz tek şeyi Saramago şöyle özetliyor;

“kabil için sevinç asla olmayacak, kabil kardeşini öldürmüştü, kabil dile gelmez olanı görmek için doğmuştu, kabil tanrı’dan nefret edendi.”

Keyifli okumalar,

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşivler

Press ESC to close