Kışa Özel 5 Psikoloji Kitap Listesi

Güneş hafif kendini çekmeye, bulutlar arkasına saklanmaya başladı mı başlar bu duygu, önce yüzüm düşer, sonra kalın kazak arkasına saklanmaya başlarım.

Bugünlerde artan bu duygu beni gittikçe psikoloji kitaplarına bağladı. Psikolojik kitaplarla hem kendimi hem hayatımı iyileştirebileceğimi varsayarak bilginin beni kurtarmasını beklerim. Tabii hiçbir kitap “hop” diye kurtarmamıştır kimseyi. Fakat yazılan çizilen üstüne düşünmek, kendine pay biçmek, biçmeye çalışmak bir nebze iyi gelebiliyor insana. Bu yüzden hazır kışa giriş yapmışken ben de okuduğum bazı psikoloji kitaplarından bahsetmek istedim. O zaman başlayalım..

CARL GUSTAV JUNG – DÖRT ARKETİP 

Evet bu kitabı 27 yaşında okuduğum için ben de kendime çok geç olduğunu mırıldanıyorum ama okumadığımız onca kitabı düşününce aslında her şeye “geç kalmış” olabiliriz. O yüzden hemen bir alıntıyla iyi ki okudum demeliyim size.  

Metis’in psikiyatri-ve-psikanaliz-klasikleri “Ötekini Dinlemek” serisinden bir seçme. Bilgin Saydam’ın harika bir sunuşuyla başlıyor kitap. Saydam, sunuşta şöyle diyor; “İnsan yaşamının esas gailesi, kendi tedavisidir, yani kendi eksiklerini tamamlamak, çatışmalarını çözümlemek ve zedelenmişliklerinin ıstırabını azaltmaktır. Bunu başarmak, dünyayı, yeniden ve merkezinde kendisi olmak kaydıyle, yani, kendi dünyası olarak “tamam” etmektir: “Yaratıcılık” dediğimiz, hiç bitmeyecek, yani hiçbir zaman ufkuna ulaşamayacak eylem de budur: “Dünyayı-tamam-etme-eylemi”.. 

Aslında Saydam’ın ön yazısındaki bu giriş benim kitabı okuma amaçlarımdan biriydi, sizde de aynı hissiyatı yansıtabileceğini düşünerek paylaşmak istedim.  

Jung kitabında kişilik dönüşümlerinden bahseder ve bunları sınıflar.  

Bir bölümünde “İnsanın kendi sesini duyması için deli olması gerekmez” demektedir. Bunun bir önyargıya dönüştüğünü fakat bu kendinle olan konuşmalardan anlam ve gerçeklik çıkabileceğini söyler.  

Kitapta altını çizdiğim başka bir bölümde de şöyle söyler:

“Birini idealize etmek, kötülükten korunma isteğidir aslında. İnsan korktuğu şeyi savuşturmak istediğinde idealize eder. Korkulan şey bilinçdışı ve onun büyülü etkisidir.”

Kendisi, bu konuşmayı erkeğin anneyi idealize etmesinden bahsederken aktarsa da aslında bunu herkesin her konuya oturtabileceğini düşündüm. Ben basitleştirerek “gözümüzde büyütme” olarak çeviriyorum kendime. Kim bilir nerelerden geliyor bunlar…

JUDITH MALIKA LIBERMAN – MASAL TERAPİ  

Bir masal anlatıcısı ve sanat terapisti olan yazarın ilk kitabı Masal Terapisi’ni yolculukta, sakin bir tatilde rahatça okuyabilirsiniz. Kıssadan hisseler diyebileceğimiz masalların altına koyduğu alıştırmalarda da yazarın, aslında kendimize doğru yapmamızı istediği bir yolculuk vardır. Her ne kadar ben üstünde uzun uzun oturup çalışmasam da bu alıştırmalarla kitaptan daha çok zevk alınabilir diye düşünüyorum.  

Yazarın ikinci kitabı da “Masallarla Yola Çık” Hep Kitap’tan 2017 yılında çıktı. Henüz okumadım. Sizin de yorumunuz varsa beklerim.  

HECTOR GARCIA & FRANCESC MIRALLES – IKIGAI Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı 

Evet, uluslararası çok satanlardan bir kitap kendisi. Bize Japonların hayatlarını yaşama biçimlerinden, yeme alışkanlıklarından, hayata bakışlarından bahsederek kendilerine özendirmeyi başarıyor. Gelgelelim “Coğrafya, insanın kaderidir” demişler. Biz Japonlar gibi yaşayabilir miyiz bilmiyorum ama içindeki soruları sorarak belki kendimize has bir yaşam biçimi oluşturabiliriz. En basitinden Japonlar gibi belki bir tabağa tüm yiyecekleri doldurmak yerine porsiyonları küçük tabaklara bölerek, ne yediğimizi bilerek yaşamaya, görerek anlamaya başlayabiliriz.  Aslında öğütlerinden biri de “tüm yumurtaları tek sepete koyma” dır.  

En hoşuma giden bölümü Wabi-sabi ve ichi-go ichi-e kavramlarını açıkladığı yerler olmuştu.  

Şöyle anlatır;

“Wabi-sabi çevremizdeki dünyanın kısa, değişken ve kusurlu doğasının güzelliğini gösteren bir Japon terimidir. Güzelliği mükemmelikte değil, kusurlu ve eksik şeylerde aramalıyız.  

Bu yüzden Japonlar kusurlu ya da kırık bir çay fincanına büyük değer verir. Kusurlu, eksik ve kısa ömürlü şeyler gerçekten güzel olabilir, çünkü gerçek dünyaya benzeyen sadece onlardır.  

Tamamlayıcı bir başka Japon kavramı ichi-go ichi-e’dir. Şu anda bir tek bu an var ve bir daha gelmeyecek” olarak çevrilebilir.  “ 

Ben kırık çay fincanını direkt çöpe atıyorum ama yine de kulak vermekte fayda var tabii. 

BESSEL A.VAN DER KOLK – BEDEN KAYIT TUTAR 

Kitabın ismini gördüğümde içimden dediğim ilk şey “Sizi bilmem de benimki kesin tutuyor” olmuştu. Mide kramplarımdan yakındığım, 1.5 sene cilt hastalığımla yaşadığım, göz seyirmelerim, diş sıkmalarım derken bedenimin bana ”napıyorsun kızım sen” dediğini duydum. Duymasına duydum ama henüz anlaşmış değiliz.  Bessel, travma nedir sorusunu sorup, çeşitli travmatik olaylarla durum çözümlemeleri yapıyor. Okuduğunuzda bunlar varken benimkiler de travma mı diyorsunuz ama her insanın beynine ve bedenine kodladığı bir şeyler muhakkak var.  

Bassel, “travmatik stres, şimdiki anda tam olarak yaşayamama hastalığıdır” demekte. Bu da “durduk yere” ne olduğunu anlamadığımız krizlerin temelini oluşturuyor. O yüzden herkes kemerlerini bağlasın, çocukluğumuza dönüyoruz.  

Bedensel farkındalıkla bu duygularla baş edebileceğimizi aktaran Bessel Kolk, yogadan ve iyileştirici yanlarından çokça sözetmiş. Kitaptan sonra hepbirlikte bir güneşi selamlarız diye düşünüyorum.  

“Bedeninizin ihtiyaçlarının farkında olmazsanız, ilgilenemezsiniz. Aç hissetmezseniz beslenemezsiniz. Açlıkla ilgili kaygınızda yanılırsanız çok fazla yemek yiyebilirsiniz. Doyduğunuzu hissetmezseniz, yemeye devam edersiniz. Bu nedenle, duygusal farkındalığı ilerletmek travmanın iyileşmesi için önemlidir.” 

MARK WOLYNN – SENİNLE BAŞLAMADI 

Kiminle başladı o zaman, her şey yalan mıydı, hani kendimize dönüyorduk. 

E kendim dediğim şey babaannemle dedemin ilişkisine kadar uzanıyormuş aslında. Kitap aslında Aşk-ı Memnu’daki Bihter’in nasıl Firdevs Hanım’a dönüştüğünü anlatıyor. İnanmazsanız açar okursunuz. “Çocuk bir ebeveynde olumsuz olarak yargılanan özelliği benimseyerek veya taklit ederek reddedilen veya kötülenen ebeveyn ile gizli bir bağ oluşturabilir.”  Oluşturmadı mı? 

Kitabın özellikle 5-6 bölümüne kadar olan kısmı oldukça ilginç. Epigenetik aktarımla nasıl tanımadığımız aile bireylerimizin bile travmalarını taşıyabileceğimizi, aynı yaşlara geldiğimizde bir anda aynı kaderin ortağı olarak yaşayabileceğimizi çarpıcı örneklerle açıklıyor.  

Tabii kader dediğimiz aslında yazarın da Jung’tan da örnek verdiği çözülememiş bilinçaltı.  

“Bilincinize getirmediğiniz her şey karşınıza kader olarak çıkar” 

Ben kitabın biraz kendisini tekrarladığını hatta bazen de her şeyi aşırı derecede aileye bağlayarak sıktığını düşünüyorum. Kafalar karıştı. Siz de okuyun birlikte tartışalım.. 

Kış uzun, daha okuyacak çok kitap var.  

 

Comments (1)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşivler

Press ESC to close