

Zaven Biberyan – Karıncaların Günbatımı (Aras Yayıncılık)
Ermeni asıllı İstanbullu sosyalist yazar Zaven Biberyan’ın, ilk olarak 1998 yılında Babam Aşkale’ye Gitmedi adıyla yayımladığı kitap, daha sonra Karıncaların Günbatımı olarak Ermenice’den çevrilerek edebiyata kazandırıldı.
İkinci dünya savaşı yıllarında, gayrimüslimlere uygulanan varlık vergisini ödeyemeyenler Aşkale gibi yerlere sürgün edilip, çalışma kamplarında çalıştırılıyordu. Romanda Aşkale’ye gitmemek için tüm varını yoğunu bir anda kaybeden bir Ermeni ailesinin dramını okuyoruz.
Roman, nafiaya* gönderilen Baret’in eve dönüşüyle başlıyor ve eviyle yüzleşmesiyle devam ediyor. Baret, nafiadaki günlerinde eve dönmenin hayaliyle çalışmakta ve büyük bir umutla eve dönmektedir fakat artık hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Baret’in ilk hayal kırıklığını eve girdiği ilk anda annesi Arus ile karşılaşmasında hissediyoruz, bu hayal kırıklığı ablası ve babası ile devam ediyor. Artık Baret’in eviyle kendisi arasında aşılmaz uçurumlar vardır.
Baret’in babası Aşkale’ye gitmemek için tüm servetini devlete ödemiş ve elden ayaktan düşmüştür. Eski şanına zenginliğine alışık annesi Arus ise bunu bir türlü kabul edememekte, kızının çalışarak para kazanmasını bile hor görmekte, sonradan zengin olmuş akrabalarını överek, kendi kocasını sürekli küçümsemektedir. Baret ise giderek uzaklaştığını hissettiği evinde bir çıkış yolu aramaktadır. Bu arayışlarını sık sık Büyükada’da yaşayan Dırtad amcasını ziyaret ederek yapmaktadır.
Roman, kimilerine göre iç karartıcı ve depresif, bana kalırsa tüm karakterlerin ruh hallerini bütün çıplaklığıyla göz önüne sermiş. Zaven Biberyan, romanında bir Ermeni ailesinin varlık vergisinden* nasıl etkilendiğini tüm karakterlerin röntgenini çekerek bizlere anlatıyor.
Uzun süren kazılardan sonra, yüzyılların tozlarının altından paslı bir kapıyı çıkaran arkeoloğa benziyordu. İlk kez babası ve kendisi arasında bir köprü kuruluyordu
Karıncaların Günbatımı, Zaven Biberyan
Romanın en güzel yanlarından biri, yazarın eski İstanbul’u büyük bir ustalıkla resmetmesi. Sayfaların arasında sık sık Büyükada’yı ziyaret ediyor, eski Beyoğlu’nda yürüyorsunuz. Bu kadar güzel ancak Biberyan gibi gerçek bir İstanbullu yazabilirdi.
En sevdiğim bölümlerinden biri, Baret’in iç hesaplaşmaları için sık sık Büyükada’da yaşayan Dırtad amcasını ziyaret etmesi ve mandıra filozofu tadındaki konuşmaları.
Halin vaktin iyi olursa ve istikbalini hazırlarsan serseri demezler. Onlar sanki benim gibi yaşadılar mı, benim kadar tat aldılar mı hayattan? Hayatın tadı her saat çatlayacak kadar yemek değildir ki. Acı tatlı, insanın başından geçen her şey, bunlardır hayatın tadı.
Dırtad, Karıncaların Günbatımı, Zaven Biberyan
Biberyan, bir Ermeni ailesinin evinde varlık vergisinin etkilerini, bir aileyi nasıl darma durman edebileceğini, kuşakları etkileyen psikolojilerini bir aile dramıyla bizlere anlatmış. Romanda aynı zamanda sınıf çatışmalarını ve bunun doğurduğu adalet arayışı hissini de sıklıkla görüyoruz. Edebiyatımızın daha çok övülmesi gereken romanlarından ve yazarlarından biri olarak gördüğüm bu kitabı sizin de okumanızı tavsiye ederim.
*Nafia; 2.dünya savaşı yıllarında askere alınan gayrimüslimlerin ülkenin çeşitli yerlerinde yol yapım, inşaat, köprü gibi işlerde çalıştırılmak üzere gönderilmesi. İçlerinde askerliğini yapmasına rağmen, apar topar tekrar götürülen gayrimüslimler de vardı.
*Varlık vergisi; 1942 yılında, 15 gün içinde ödemesi zorunlu tutulan, gayrimüslimlerin elindeki varlıkların %50 sinin vergi olarak alınmasını emreden bir uygulamaydı. Ödenmediği takdirde çalışma kamplarına sürülüyorlardı. Ülkenin Türkleştirme çabalarının sonucu olarak, birçok gayrimüslim yabancı işlerini, ve varlıklarını kaybetmiştir. Kitabın ilk ismi olan “Babam Aşkale’ye Gitmedi” buradan gelmektedir. Birçoğu ödeyemedikleri vergiler yüzünden Aşkale’ye gönderiliyordu.
Bir yanıt yazın